Koşu Bittikten Sonra

Gözümüz aydın “o neydi ya!” yılı nihayet bitiyor. Kendi kendimize uydurduğumuz sayısal zamanlara bakarsak dünyacak 2020 tane yazı, 2020 tane kışı, 2020 tane yeni başlangıcı, 2020 tane yeni yıl hedeflerini geride bıraktık. 2020 kere gezegenimiz ile birlikte güneşin etrafında döndük. Şimdi yepyeni bir dönüşe başlamak için gün sayıyoruz.

Okumaya devam et Koşu Bittikten Sonra

Hitit Anallarından Bir Kesit

Geldim, bir yıla yakın zamandır uzaklardaydım. Çok sevdiğim kitaplarıma kalemime, iç sesime, bloga hasret bir yıldı. Evet, insanın kendine bir yıl verip kendine hasret kalması tuhaf.

  Mezun oldum. Eve döndüm, şarkıya döndüm. Yollar ile muhabbetim bitti sandım. Yerleşik hayata geçeriz; eker biçeriz, emek verir; karşılığını alırız sandım. Böyle oldu mu emin değilim. İnsan sandıklarının çok fazlasını yaşıyor.

Okumaya devam et Hitit Anallarından Bir Kesit

Ekimin Son Günü

Erikson zamanında düşünmüş ve; “elimizdeki bu hayatı bazı zaman dilimlerine pay ediyoruz.” demiş. Kitaplara; “Erikson’un psikososyal kişilik gelişimi yaklaşımı” diye yazmışlar. Kitaba göre şuan yakınlığa karşı yalıtılmışlık kısmının içinde bulunuyorum. Neyse ki, kitapta yazanla yaşanan bundan çok yıllar önce ters düşmeye başladı da “acaba yalıtıldım mı?” diye düşünmedim. Zaman dediğin akıp gidiyor. Bir yerinde yıkanmak lazım işte.

Okumaya devam et Ekimin Son Günü

Kuş Kutusunun İçinde

IMG-20180916-WA0509

Birkaç zamandır minimalizm, dijital detox, zero waste gibi şeyleri araştırıyorum. Üniversiteyi bitirip bir şeyler yapmak isteyen insan uğraşı bu. Aslında çoğu ‘yeni akımın’ insanın fıtratında zaten olan ancak bazı dış etmenler tarafından unutturulan şeyler olduğunu fark ettim. Bundan yıllar yıllar önce kimse ”ya ben sosyal medyaya biraz ara mı versem” diye düşünmüyordu. Zaten hayatın zaruri ihtiyaçları için kullanılan bir takım şeyler hayatı ve düşünce yapısını etkilemeye başlayınca bazı insanlar bundan rahatsız oldu. Ben de oldum.

Okumaya devam et Kuş Kutusunun İçinde

Kuyular

Kuyular derin ve ben Yusuf değilim.

“3 yol” filmi; Yusuf’un gömleğinin bizim asrımıza yayılan kokusu gibi. Srebrenitsa, Saraybosna, Batman ve daha bir çok kuyu…. Herkesin bir yolu, herkesin bir ‘bizim oralar’ı var. Kimine çiçekli yollar düşüyor kimine derin kuyular. Bizim buralarda annelerin yüreğine ateş düşüyor ve biz içimizdeki su kuyusunu bulmak için yollara düşüyoruz. Okumaya devam et Kuyular

Biz Eskişehir’e mi gitsek acaba?

20181018_191608_0001

Evet evet tam olarak böyle oldu. Sıradan bir Perşembe akşamı arkadaşımla yazışırken canımız sıkıldı ve gidecek bir yer aradık. Eskişehir’deki arkadaşlarla konuşmak, bilet bakmak falan derken kendimizi sonraki gün 11 otobüsünde bulduk. Hayatımda yaptığım sayılı çılgınlıklardan biri olabilir bu. “Yarım saat içinde karar verip başka bir şehre gezmeye gitmek.” Ama itiraf edeyim ki asla pişman olmadığım bir deneyim oldu.

Hazırsak; içimdeki çığlın gezgine uzatıyorum klavyemi.

Okumaya devam et Biz Eskişehir’e mi gitsek acaba?

Bolu Kampı

20180921_103036_0001

Ben öyle inanıyorum ki; doğduğumuz andan itibaren -hatta belki çok daha öncesinde- ihtiyacımız olan şeyler gizli bir el tarafından karşılanıyor. Burada inançlar doğuyor ve burada çoğu insanın ruhu şekilleniyor. Biz kendimize ağaçların ve gezgin ruhların Rabbini seçiyoruz. Bahsetmiştik, bazen olur gitmek ister insan, bazen de içindeki yolları düğümler ve bilemez nereye gitse? Hatta biri çıkar ve ‘nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi geliyor’ der. Bizde kıpırtılı bir heyecanla ‘hah işte aynen böyle’ deriz.

Ve ben yine inanıyorum ki; böyle durumlarda da işte o sonsuz güç bizim ruhumuzu tutup ihtiyacımız olan şeye götürüyor. İşte bütün bu yol çeken içim, iyi düşünceler, şükür ve dualar birleşince geçen haftaki gibi güzel bir fırsat çıktı karşıma… Huzurlarınızda Evliya Çelebi’den kalma bir ruhla Köroğlu’nun at koşturduğu dağlarda yaptığım Bolu Aladağ Gençlik Kampı. (10-16 Eylül 2018)

Okumaya devam et Bolu Kampı

Pinhan

20180820_183853_0001

Yıllar önce o güzel filmde sorulan soruyu edebiyatın en özel türü cevapladı. Posta kutuları sırlandı, saklandı, postacılar o pullu zarfları ulaştırmak için koşuşturdu. Bazıları ulaştı, bazıları hiç okunmadı, bazıları işlemeli sandıklarda saklandı. Unutulmak istenilenleri oldu, yakılanları oldu, okunduktan sonra sinelere bastırılanlar ”hasret” kelimesinin tercümanı oldu.

Okumaya devam et Pinhan