Geldik Sayılır

“Yürümenin dışında bütün eylemlerin adı kaçış kaçış kaçıştır” demiş şair. Ben de kaçmadım yürüdüm bu ay.

Taşındığımız için sahildeki enfes yürüyüş yoluna uzakta kaldım. Caddedeleri yürümek de pek içime sinmedi, ben de morali bozulup birine kızınca mezarlığa gidip dertleşen biri olduğumu bildiğimden; evin yakınındaki büyük şehir mezarlığını turlamak olarak belirledim yürüyüş yolumu.

Okumaya devam et Geldik Sayılır

Yürü Ya Şubat!

Şubat ayının hayatımdaki bazı olayların ilkine tanık olduğu çok olmuştur. Ya da ben böyle bir takım işaretlerin peşinden gitmeler, bazı sayısal hesaplar, biraz fazla anlam yüklemeleri falan yapıyorum bilmiyorum. Bakalım bu sefer nasıl olacak.

Kendi içime kendim için bir yola koyulmanın ikinci adımı bu ay. Şekersiz beslenme deneyiminden sonra yine sağlık alanı ile devam etmek istiyorum: Spor!

Okumaya devam et Yürü Ya Şubat!

Şekersiz Ocak

Yılın ilk ayı bitti. İçerisinde kendime meydan okumalar ve kitap okumalar vardı. Yeni alınan bir nesnenin artık benim olduğunu anlayana kadarki o ‘yeni’ hevesi vardı üzerimde. Yeni yılın yeni ayıydı. İki misli titiz davrandım ve sabırla günleri doldurmaya baktım. Genel anlamda güzel ve sakindi ama birbirini tekrarlayan günler gibiydi. Devletten bir açıklama, bir sayı, bir takvim beklenen sıradan ve evde geçirilen peş peşe geçen günlerdi.

Kendime meydan okurken odaklandığım şey şekersiz beslenmekti. Bunu tamamladım; tam bir ay boyunca hiç rafine şeker yemedim. Bu süreçte pastalar yapıldı, elmalı turtalar geldi, sarmalar sarıldı, sıcak pideler alındı, çikolatalar gözümün önünde yendi; ama yok! Bozmadım. Niyet etmiştim bir kere.

Okumaya devam et Şekersiz Ocak

Koşu Bittikten Sonra

Gözümüz aydın “o neydi ya!” yılı nihayet bitiyor. Kendi kendimize uydurduğumuz sayısal zamanlara bakarsak dünyacak 2020 tane yazı, 2020 tane kışı, 2020 tane yeni başlangıcı, 2020 tane yeni yıl hedeflerini geride bıraktık. 2020 kere gezegenimiz ile birlikte güneşin etrafında döndük. Şimdi yepyeni bir dönüşe başlamak için gün sayıyoruz.

Okumaya devam et Koşu Bittikten Sonra

Hitit Anallarından Bir Kesit

Geldim, bir yıla yakın zamandır uzaklardaydım. Çok sevdiğim kitaplarıma kalemime, iç sesime, bloga hasret bir yıldı. Evet, insanın kendine bir yıl verip kendine hasret kalması ne tuhaf.

  Mezun oldum. Eve döndüm, şarkıya döndüm. Yollar ile muhabbetim bitti sandım. Yerleşik hayata geçeriz; eker biçeriz, emek verir; karşılığını alırız sandım. Böyle oldu mu emin değilim. İnsan sandıklarının çok fazlasını yaşıyor.

Okumaya devam et Hitit Anallarından Bir Kesit

Ekimin Son Günü

Erikson zamanında düşünmüş ve; “elimizdeki bu hayatı bazı zaman dilimlerine pay ediyoruz.” demiş. Kitaplara; “Erikson’un psikososyal kişilik gelişimi yaklaşımı” diye yazmışlar. Kitaba göre şuan yakınlığa karşı yalıtılmışlık kısmının içinde bulunuyorum. Neyse ki, kitapta yazanla yaşanan bundan çok yıllar önce ters düşmeye başladı da “acaba yalıtıldım mı?” diye düşünmedim. Zaman dediğin akıp gidiyor. Bir yerinde yıkanmak lazım işte.

Okumaya devam et Ekimin Son Günü

Kuş Kutusunun İçinde

IMG-20180916-WA0509

Birkaç zamandır minimalizm, dijital detox, zero waste gibi şeyleri araştırıyorum. Üniversiteyi bitirip bir şeyler yapmak isteyen insan uğraşı bu. Aslında çoğu ‘yeni akımın’ insanın fıtratında zaten olan ancak bazı dış etmenler tarafından unutturulan şeyler olduğunu fark ettim. Bundan yıllar yıllar önce kimse ”ya ben sosyal medyaya biraz ara mı versem” diye düşünmüyordu. Zaten hayatın zaruri ihtiyaçları için kullanılan bir takım şeyler hayatı ve düşünce yapısını etkilemeye başlayınca bazı insanlar bundan rahatsız oldu. Ben de oldum.

Okumaya devam et Kuş Kutusunun İçinde

An

Bazı karşılaşmalar vardır. Hiç ummadığımız anda buluverir bizi. Derin ve güzel izler bırakır. Çocukluğumuzdan kalan bir vişne lekesi gibi orada burada saklamak isteriz onu. Öyle anlardan birindeydim; zamanı durdurmak istediğim anlardan, konuşurken ellerimi nereye koyacağımı bilemediğim anlardan, heyecanımın dört nala koştuğu anlardan.

Okumaya devam et An

Kuyular

Kuyular derin ve ben Yusuf değilim.

“3 yol” filmi; Yusuf’un gömleğinin bizim asrımıza yayılan kokusu gibi. Srebrenitsa, Saraybosna, Batman ve daha bir çok kuyu…. Herkesin bir yolu, herkesin bir ‘bizim oralar’ı var. Kimine çiçekli yollar düşüyor kimine derin kuyular. Bizim buralarda annelerin yüreğine ateş düşüyor ve biz içimizdeki su kuyusunu bulmak için yollara düşüyoruz. Okumaya devam et Kuyular